O bir küçük dev adamdı

O bir küçük dev adamdı

516
0
SHARE

Ercan Güven meslekdaşım haklı: Bu tür kavramları yerli-yersiz kullanarak anlamsızlaştırıyoruz. Gerçek bir ustayı, yaşarken efsaneleşmiş meslek büyüğümüzü yitirdiğimizde de ne söyleyeceğimizi şaşırıyoruz. Ali Gümüş’le ilgili böyle bir durum var.
O kadar da değil, aynı güne Kayahan’ın vefatının rastlaması talihsizliğinin de etkisiyle neredeyse görmezden gelindi bu önemli bir spor adamının kaybı. Özgeçmişine şöylesine bir göz atma zahmetine katlanırsanız, başkalarının bunları rüyasında bile göremeyeceğini hemen anlarsınız. Elbette ki Kayahan çok önemli bir sanatçıydı ve hakettiği şekilde yolcu edildi. Daha fazlası da yapılmalı. Fakat biz Ali Gümüş için pek birşey yapma niyetinde görünmedik. İnşallah beklenmedik kaybının şokudur. İlerki günlerde değerini anlatabiliriz.
Kendisinin de hiç yabana atılmayacak spor hayatı vardı ama meslekteki başarıları bunu katbekat aşmıştı. Üstelik bunlar yerel nitelikteki bir yarışmada öne çıkmak boyutundaki başarılar değil, uluslararası alanda da kabul görmüş, gurur ve onur verici yükselişlerdi. Güreş yazarlığının memleketteki 1 numarası, dünyadaki sayılı isimlerinden biriydi.
Kendisi de güreş yapıp şampiyonluklar kazanmış, aynı başarıyı halter ve vücut geliştirme dallarındada da tekrarlamıştı. Bütün bunlarla övündüğü pek söylenemezdi ama zaman zaman hatırlatmak zorunda kalabilirdi. Rahmetli Özal’ın “Ben spor yazarı diye Ali Gümüş’e derim…” söylemini aktarmaya gerek görmesi de böyle bir durumdu.
Haziran başından eylül sonuna TSYD’nin Levent Tesisinde hemen hergün karşılaşır, öteki aylarda daha seyrek biraraya gelirdik. Sportstv’deki Kitaplı Spor programında da iki kez konuk etmiştim. Kendi kuşağının yabancı dil donanımına sahip sayılı gazetecilerindendi. Bunun da yardımıyla dünya çapında önemli işlerin içinde olmuş, adını cihana duyurmayı bilmişti.
Aynı zamanda değişik konularda bir bilgi küpüydü. Anadilimizle ilgili kurallara pek kulak asmasa da sözcüklerin anlamı, kökeni, tarihsel yönleri gibi noktalara çok düşkündü. Her karşılaşmamızda bunlarla ilgili yeni birşeyler bulup anlatırdı. Bu kadarla kalmayıp yine çok değişik konularda kendince birtakım kuramlar geliştirir. Örneğin, “Biz Türkler çok koyun eti yiyoruz, onun için böyle tepkisiz bir toplumuz” sözünü çok tekrarlardı. Buna karşı kendince aldığı önlem, eve et yerine balığın daha çok girmesiydi. “Ağabey, keşke insanlarımız koyun eti de olsa et yiyip gerekli proteini alabilse…” diye itiraza kalktığımda, sözünü ettiği kuramı güçlendirecek başka bir boyuta geçerdi.
Vücut sağlığını korumaya da özen gösterirdi. Geçen yaz havuzbaşı sohbetlerimizden birinde kaslarını şişirmekten kendini alamamış, “74 yaşında biri için hiç de fena değil, ne dersin?” diye küçük bir gösteri yapmıştı. Yemesine içmesine özen gösterdiğini vurgulardı.
Kırgınlıkları küskünlükleri yok değildi. Özellikle bazı kitaplarının matbaada basım aşamasında çalınmış olduğu iddiasını sık sık tekrarlar, bununla ilgili olarak bazı meslekdaşları da suçlamaktan kaçınmazdı. Elinden tuttuğu, destek verdiği bazılarının nankörlükleri üzerinde durmak istemez, “o da böyle bir insan işte” deyip geçerdi.
Her bakımdan son derece renkli, ilginç ve önemli bir kişilikti. Fiziksel görünümüyle ters orantılı bir büyük dünyası vardı ve bu anlamda kendi alanında ‘küçük dev adam’dı. Benzetme uygun düşerse ‘spor yazarlığının Naim Süleymanoğlusu’ idi. Onu çok arayacağız. Nurlar içinde yatsın.

Yorum yok

Yorum bırak